
Röportaj: Emrah Dursun
Kalemle ve İplikle Hikâye Kurmak: Zeynep Özcan ile Nakış, Edebiyat ve Zaman Üzerine
Kaderin Başkentinde Kadın” öyküsüyle okurla güçlü bir bağ kuran, Jale Sancak ve Fuat Sevimay’ın titiz seçkisiyle hazırlanan “Yüzleşme” adlı kolektif kitapta edebiyatseverlerle buluşan Zeynep Özcan, yakın zamanda “Yılın Nakış Sanatçısı” ödülüne layık görüldü.Nakış ve edebiyat alanındaki çalışmalarıyla dikkat çeken sanatçı, eğitimlerinden sergi projelerine, yazarlığından yeni kitap çalışmalarına uzanan üretim sürecini Manşet Marmara okurlarıyla paylaşıyor.
Emrah Dursun: Sanat üretiminizi edebiyat ve nakış alanlarında sürdürüyor, Yüzleşme adlı öykü kitabıyla okurlarla buluşuyorsunuz. Tebrik ederim. Kitap, kolektif bir eser değil mi?
Zeynep Özcan: Teşekkür ederim. Evet, kolektif bir kitap “Yüzleşme”. Usta yazarlar Jale Sancak ve Fuat Sevimay seçkisiyle Edisyon Yayınevi & Gaia Kitap iş birliğiyle edebiyatseverlerle buluştu. Editörlüğünü Metin Çalışkan, redaktörlüğünü Hilal Gökçeoğlu üstlendi. Ben de “Kaderin Başkentinde Kadın” hikâyemle yer aldım.
-Bu öykü nasıl ortaya çıktı, nerede kaleme alındı?
Şehrime sığamadığım vakitlerde İstanbul’dan çok uzakta, insanlığın ilk izlerinin peşinde koşarken Mezopotamya Ovası’nda dolaşırken Van Gölü’nün kıyısında gün doğumunda, mümkünlerin göğe yükselişini izlerken yazdım. Güneydoğu Anadolu’da başlayıp Doğu Anadolu’da Van’da, Akdamar Adası’nda bitirdim. Usta yazarlar Jale Sancak ve Fuat Sevimay’ın titiz seçkisinde yayımlanmaya layık bulunması benim için büyük bir onur.

-Öykünüzde okurları nasıl bir dünya bekliyor?
Kaderin Başkentinde Kadın, Sabahattin Ali’nin “Bende hiç tükenmez bir hayat vardı. Kırlara yayılan ilkbahar gibi” dizeleriyle başlıyor. Satırlar boyunca mevsimin bahardan kışa çevrilişine, ardından kıştan bahara ve yaza dönüşüne bakıyoruz. Sanırım hikâyenin adı pek çok çağrışımı da beraberinde getiriyor. Kaderin Başkenti biz kadınları içine çeken, rüzgâr, sağanak, kara kışın hüküm sürdüğü karanlıklarla bezeli, insan eliyle var edilmiş bir yer. Bu yeri kuranlarla değil ama sürdürenlerle tanışıyoruz. Kader denilen şehre ve birbirinin ruhlarının katili olan o insanlara bakıyoruz. Kadının kurtuluşunun görünmez kılınmasında, saklanmasında değil, omzuna dokunan bir hemcinsinin varlığını hissetmesinde olduğunu anlıyoruz. Birbirine yurt olabilen kadınları selamlayan bir hikâye…
-Hikâyenizde kahramanın omzunda beliren bir ele işaret ediyorsunuz. Sizin omzunuza dokunan kadınlar da var mı?
Zeynep Özcan; Olmaz mı… Bana bu hikâyeyi yazdıran, omzumda hissettiğim bir hemcinsimin eliydi. Yolculuğum sırasında Van’da tanışmıştım. Hayattaki en büyük destekçilerimin anneciğim, kız kardeşim, kardeşimden ayırt edemeyeceğim en yakın dostum ve kıymetli hocalarım olduğunu düşünürsek… Evet, omzuma dokunan nice kadın var.

-Sanırım yeni bir kitap üzerinde de çalışıyorsunuz.
Usta Yazar Jale Sancak ve Fuat Sevimay’ın derlemesiyle yayımlanacak yeni bir kolektif kitapta yer alacağım için mutluyum. Bu kez farklı bir tema üzerinden ilerliyoruz. Beyoğlu’nda bulunduğum bir vakitte hissettiklerim ve zihnime düşenler elime kalemi almama neden oldu. Kendimi anılar diyarında buluverdim. Bu kez hatıralar diyarının kadınını yazdım.
-Bu aralar masanızda hangi kitaplar var?
Hocalarımın kitaplarını başucumdan eksik etmem… Değerli hocam Mario Levi’nin O Pazartesi kitabı bu sıralar Suriçi gezilerimde elimden tutan bir rehber. Kıymetli Çiğdem Ülker Hocamın Sayfaya Yansıyan Hayattır Edebiyat eseri zamansız ve eşsiz, her zaman masamda ve benimle… Aynı zamanda Dil Derneği’nin başkanı olan Değerli Sevgi Özel Hocamın Türkçenin ve Dil Devriminin Öyküsü kitabını ilgiyle, merakla, hayranlıkla okuyorum. Dil Derneği’nin yayımladığı Ahmet Pekel’in Türkçeyle Dile Gelen ve Nesrin Pekcan’ın Görklü Dilim Türkçe kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum. Siz çalışma masamı sordunuz ama paylaşmadan geçemeyeceğim. Edebiyat ve yemek kültürünün harmanlandığı, harikulade tariflerin eşlik ettiği Mualla Rişvanoğlu’nun Anılardaki Tarifler kitabı da mutfak masamda duruyor.
-Nakışı arkeoloji, edebiyat ve kadın çalışmaları gibi alanlarla ilişkilendirmeniz nasıl mümkün oldu?
Saydığınız alanlar birbirinden uzakmış gibi görünse de hiç değil. Edebiyatta kelimelerle bir hikâye örersiniz, nakış sanatında iğne ve iplikle… Arkeolojide toprağın derinlikleri kazılır, nakış sanatında hikâyelerin katmanları arasında çalışırsınız. Geleneksel tekniklerle tarihsel kaynaklardan, yazılı kültürden ve duygulardan beslenerek çalışıyorum. Nakış, çok güçlü bir anlatım ve aktarım dili. Bu anlamda geleneksel nakışı yalnızca bir “teknik” olarak görmemek gerektiğini düşünüyorum.
-Nakış sanatının ruhunuzdaki karşılığı nedir?
Hikâyelerin peşinden koşabilmek, iğne ve iplikle o hikâyelerin içinde kaybolabilmek, yeni mümkünler yaratabilmek sanırım. Ve eklemeliyim: nakış sanatı aracılığıyla acılardan, zorluklardan, gerçek dünyadan uzaklaşabilmek, yaratım gücüne sığınıp hikâyelerin içinde nice duyguyla yolunu bulabilmek…
-Bir sanatçı olarak nakış sanatıyla nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Büyüleniyorum doğrusu. Yaşayan, gören, düşünen, anlamlandıran insan; hislerini önce taşa, duvara, ulaşabildiği nice nesneye kazımış. Vakti gelince ipliği de kullanarak bez parçalarına duygu dünyasını işlemiş. Gerek çok uzak zamanlarda gerek yakın geçmişte ortaya konan bu eserler, bize pek çok şey anlatıyor. Kimi zaman alelade insanlık hâlini sessizliğin sesini kullanarak fısıldıyor. Kimi zaman hazin bir savaş sahnesini kimi zaman mutlulukla bezeli bir hikâyeyi haykırıyor. Tüm bunlara tanıklık etmek ve anlamaya çalışmak başlı başına büyüleyici bir serüven benim için…
-Üretiminizin yanı sıra verdiğiniz eğitimlerle de geleneği aktarıyor, geleneksel teknikleri korumayı önemsiyorsunuz.
Nakış sanatı, yaşayan somut olmayan kültürel mirasımız. Günümüze, geleceğe taşınması çok anlamlı ve önemli… Derslerimde ve bireysel projelerimde geleneksel tekniklere sadık kalarak çalışıyorum.

-“Yılın Nakış Sanatçısı” ödülüne layık görülmek sizin için ne ifade ediyor?
Hiç beklemediğim bir anda gelen bu ödülün, takdirin benim için anlamı çok büyük. Dünyanın beraberinde getirdiği zorluklar, bitmeyen yorgunluklar, ardı arkası kesilmeyen insanlık hâllerinden uzaklaşma mücadelesi içinde sadece çalışıyorum. Edebiyata ve nakış sanatına sığınıyorum. Bu vaziyette durmaksızın, birkaç saatlik uykuyla çalışırken “Yılın Nakış Sanatçısı” ödülüne aday gösterileceğim, üstüne bir de bu ödüle layık görüleceğim aklımın ucundan geçmiyordu doğrusu. Asırlardan süzülüp gelen büyük bir mirası, geleneği, nakış sanatını aktarma onuru en harikulade armağanken; bir ödüle dönüşmüş olması, benim için tarifsiz bir anlam taşıyor. Hissettiğim büyük bir onur, mahcubiyet ve sevinç…

-Sezon kapanırken soralım, bu sıralar neler yapıyorsunuz?
İstanbul’da yoğunluğum sebebiyle devam eden kapalı grup derslerim dışında bir süredir atölye düzenlemeye fırsat bulamadım. Bir yandan Çorlu Belediyesi ve Çorlu Kültür Sanat Derneği iş birliğiyle Çorlu’nun kültürel mirasını nakış sanatıyla görünür kılmak üzerine derin çalışmalar yapıyoruz. Sanatseverler tarafından olağanüstü ilgi ve sevgiyle karşılandık. Çorlu Belediye Başkanı Sayın Ahmet Sarıkurt ile Başkan Yardımcısı Sayın Hakan Öztürk nezaket gösterip dersimizi ilgiyle ziyaret ettiler, onur duydum… Bu ay sezonun son dersini yapacağız. 9 Mayıs’ta Değerli Çiğdem Ülker Hocamızla “Çiğdem Ülker’le Buluşmalar Edebiyat Platformu” olarak Nurol Sanat Galerisinde “Romanların Kadınları, Kadınların Romanları”nı konuşacağız. 13 Mayıs saat 20.00’de Doç. Dr. Değerli Aylin Şengün Taşçı Hocamızın şefliğinde Nevasel Türk Müziği Topluluğu’muzla “Baharın Zamanı Geldi” konserimizle Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezinde olacağız. 14 Mayıs’ta Çorlu Kültür ve Sanat Derneği & Çorlu Belediyesi iş birliğiyle kültürel miras nakış atölyesinde sanatseverlerle buluşacağım. 22 Mayıs’ta TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Yolu Festivali kapsamında Sanatta İz Bırakanlar ekibi olarak Neslihan Sağır Çetin küratörlüğünde Bursa Arkeoloji Müzesinde olacağız. Haziran ayının ilk günlerinde Bursa’da anlamlı bir festivalde konuşmacı olarak yer alacağım. Yeni kolektif kitabımız da yine bu tarihlerde yayımlanacak.
Emrah Dursun: Çok yoğun süreçler ama heyecan verici. Sorularımı tüm içtenliğinizle yanıtladınız. Teşekkür ederim Zeynep Hanım.
