Cumartesi, 12 Eylül 2026 12.09.2026
29°C
USD 48,52
EUR 56,28
Altın 6.785
Benzin 102,17
Dizel 89,35

Hüseyin Öztürk’ten ilk açıklama; “Adalet, Bütün Gerçekleri Aynı Anda Görebilmektir”

Hüseyin Öztürk, duruşmada yaptığı savunmanın bazı bölümlerinin bağlamından koparılarak sosyal medyada paylaşılması üzerine kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yaptı.

Kamuoyunun dikkatine ve saygıyla bilgisine sunuldu

Tutuklu olarak yargılandığı davada 78 gün cezaevinde kaldıktan sonra 8 Eylül 2026 tarihinde ilk kez hâkim karşısına çıkan ve hakkında tahliye kararı verilen Hüseyin Öztürk, duruşmada yaptığı savunmanın bazı bölümlerinin bağlamından koparılarak sosyal medyada paylaşılması üzerine kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yaptı.

Hüseyin Öztürk’ten ilk açıklama; “Adalet, Bütün Gerçekleri Aynı Anda Görebilmektir”

Öztürk, savunmasının yalnızca belirli bölümlerinin paylaşılmasının kamuoyunda farklı değerlendirmelere neden olduğunu belirterek, “Bir savunmanın sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi, tek tek cümlelerin değil, savunmanın tamamının ve ifadelerin hangi bağlam içerisinde kullanıldığının birlikte ele alınmasını gerektirir” ifadelerini kullandı.

Öztürk, bu nedenle 8 Eylül 2026 tarihli duruşmada yaptığı genel savunmanın tamamını kamuoyuyla paylaşma gereği duyduğunu ifade etti.

“Dilovası’nın 40 yıllık kaçak yapı gerçeği var”

Savunmasına Dilovası’nın uzun yıllardır devam eden kaçak yapı sorununa dikkat çekerek başlayan Öztürk, ilçede yaşanan yangının son derece acı bir olay olduğunu belirtti.

Yangında hayatını kaybeden 7 vatandaş için üzüntülerini dile getiren Öztürk, özellikle hayatını kaybedenlerden üçünün çocuk yaşta olmasının acıyı daha da artırdığını ifade etti.

Öztürk, yangının meydana gelişine ilişkin olay yeri inceleme raporları, bilirkişi raporları ve işletme çalışanlarının ifadelerinde yer alan tespitlere dikkat çekerek, yangının yanıcı ve parlayıcı kimyasallarla üretim yapılan işletmede meydana gelen ani bir patlama sonrasında çıktığını savundu.

Ancak yangının ardından bazı siyasi çevreler tarafından belediyenin hedef alındığını ileri süren Öztürk, tartışmanın yalnızca yangının meydana geldiği yapının yıkılmamış olması üzerinden yürütülmesinin Dilovası’nın uzun yıllara dayanan kaçak yapı sorununu göz ardı ettiğini söyledi.

Öztürk savunmasında, Dilovası’nın yaklaşık 40 yıllık süreçte büyüyen kapsamlı bir kaçak yapı sorunuyla karşı karşıya olduğunu, ilçe merkezindeki yapıların önemli bölümünün orman, hazine arazileri veya çok hisseli taşınmazlar üzerinde bulunduğunu iddia etti.

Savunmasında ilçe merkezinin yaklaşık yüzde 95’inin kaçak yapılardan oluştuğunu belirten Öztürk, kamu binalarının da bu sorundan etkilendiğini ileri sürdü.

“40 yıllık sorun dört memurun üzerine bırakılamaz”

Öztürk, savunmasında şu soruyu yöneltti:

“Yaklaşık 40 yılda büyüyerek ilçe merkezinin büyük bölümünü ilgilendiren böyle bir sorunun bütün sorumluluğu bugün tutuklu bulunan dört memurun üzerine nasıl bırakılabilir?”

Kendi görev yaptığı dönemde çok sayıda kaçak yapı hakkında işlem yapıldığını belirten Öztürk, dava konusu yapı hakkında da 2021 yılında İmar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından kaçak yapı işlemi gerçekleştirildiğini, yıkım kararı alındığını ve kararın uygulanmak üzere ilgili birime gönderildiğini ifade etti.

Öztürk, kendi döneminde dava konusu yapıdan önce 122, sonrasında ise 141 kaçak yapı hakkında yıkım kararı alındığını, böylece toplam 264 yapı hakkında yıkım kararı alındığını savundu.

Ayrıca bu durumun yalnızca kendi dönemleriyle sınırlı olmadığını, önceki yıllarda da çok sayıda kaçak yapı hakkında yıkım kararları alındığını belirtti.

Öztürk, yıllar içerisinde biriken yıkım kararlarının bugün ciddi bir yapısal sorun haline geldiğini savunarak, tek bir yapının yıkılmamasının “belediye göz yumdu” şeklinde değerlendirilmesinin ilçenin sosyal ve ekonomik gerçekliğini göz ardı edeceğini ifade etti.

“Bir tarafta hukuk, diğer tarafta hayatın kendisi var”

Savunmasında yangında çocuklarını kaybeden bir vatandaşla yaşadığını belirttiği görüşmeye de yer veren Öztürk, söz konusu vatandaşın kendisinden kaçak durumdaki evinin elektrik, su ve doğalgaz abonelikleri konusunda yardımcı olmasını istediğini anlattı.

Bu olayın Dilovası’ndaki kaçak yapı sorununun yalnızca hukuki bir mesele olmadığını gösterdiğini savunan Öztürk, ilçede barınma, sosyal hayat, ekonomik koşullar ve mülkiyet sorunlarının da birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Öztürk, savunmasında bu durumu şu ifadelerle özetledi:

“Bir tarafta hukuk vardır. Diğer tarafta hayatın kendisi vardır. Bir tarafta yıkım kararları vardır. Diğer tarafta ilçede yaşayan aileler, çocuklar, hastalar ve yaşlılar vardır.”

“Görev ve sorumluluğum olmadığı halde yargılanıyorum”

Savunmasının ikinci bölümünde ise dava konusu yapının yapıldığı 2021 yılında İmar ve Şehircilik Müdürü olarak görev yaptığını belirten Öztürk, kendisine isnat edilen sorumluluğun görev ve çalışma yönetmeliğinde bulunmadığını ileri sürdü.

Öztürk, tutukluluğunun temelinde görev ve sorumluluk tespitinde hata yapıldığını savundu.

Bu noktada özellikle 04.10.2016 tarih ve 67 sayılı Dilovası Belediye Meclisi Kararı’na dikkat çeken Öztürk, söz konusu karar doğrultusunda kaçak yapıların yıkımı konusunda İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün görev ve sorumluluğunun bulunmadığını iddia etti.

Öztürk, bu kararın incelenmesi halinde kendisinin sanık değil, mağdur konumunda olduğunun görülebileceğini savundu.

“İki ön inceleme raporunda iki farklı değerlendirme yapıldı”

Savunmanın en önemli bölümlerinden birini ise iki ayrı ön inceleme raporu arasındaki farklılık oluşturdu.

Öztürk, 30.09.2024 tarih ve 2024/267 sayılı ön inceleme raporuna dikkat çekerek, Dilovası’nda yıkım kararı alınmış ancak yıkımı gerçekleştirilmemiş başka bir kaçak yapı hakkında Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından inceleme yapıldığını belirtti.

Öztürk’ün savunmasına göre, söz konusu incelemede dönemin Belediye Başkanı, Belediye Başkan Yardımcısı ve iki görevli yapı kontrol müdürü hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde değerlendirme yapılırken, dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü olan Hüseyin Öztürk hakkında ise kaçak yapı tespit işlemlerinin mevzuata uygun şekilde yerine getirildiği ve yıkım konusunda görev ve sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmedi.

Öztürk, aynı görevde bulunduğu dönemde, benzer nitelikte iki farklı kaçak yapı dosyasında kendisi hakkında birbirinden farklı değerlendirmeler yapılmasının önemli bir çelişki oluşturduğunu savundu.

“Her iki rapor Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığına ait. Her iki rapor Dilovası Belediyesi için hazırlanmış. Her iki raporun konusu aynı: Yıkım kararı alınmış kaçak yapının yıkılmaması. Her iki raporda da kişi aynı: Dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü Hüseyin Öztürk. Her iki kaçak yapı için İmar ve Şehircilik Müdürlüğü aynı işlemleri yapmış. Her ikisi de yıkılmamış. Dönem aynı dönem” diyen Öztürk, buna rağmen iki raporda farklı sonuca ulaşılmasını eleştirdi.

Öztürk’e göre bunun nedeni, yangın dosyası kapsamında gerçekleştirilen ön incelemede görev ve sorumluluk tespitinin hatalı yapılmış olması.

“2021 yılı pandemi koşullarının en ağır yaşandığı dönemdi”

Öztürk savunmasında ayrıca dava konusu yapının yapıldığı 2021 yılındaki pandemi koşullarına da dikkat çekti.

Bu dönemde devlet tarafından bazı yasal düzenlemeler yapıldığını belirten Öztürk, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda yapılan Geçici 11. madde düzenlemesine atıfta bulundu.

Söz konusu düzenleme kapsamında belirli tarihten önce yapılmış kaçak yapıların numarataj, adres sistemi ve bazı abonelik işlemleri açısından kullanılabilmesine yönelik imkanlar getirildiğini belirten Öztürk, bu hukuki düzenlemelerin 2021 yılında yapılan yapının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiğini savundu.

Öztürk, bu nedenle dava konusu yapının yıkılmaması konusunda dönemin hukuki ve idari şartlarının da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

“Kolay hedefler değil, gerçeğin tamamı ortaya çıkarılmalı”

Savunmasının sonunda yaşanan olayın siyasi tartışmaya dönüştürülmemesi gerektiğini belirten Öztürk, hayatını kaybeden 7 vatandaşın acısının hiçbir siyasi hesaplaşmanın gölgesinde bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Öztürk, adaletin yalnızca bir tarafın yaşadığı acıyı görmek olmadığını belirterek, olayın bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

“Bugün yapılması gereken; suçlu ararken kolay hedefler bulmak değil, gerçeğin tamamını ortaya çıkarmaktır” diyen Öztürk, yaşanan sürecin yalnızca bugünün değil, yaklaşık 40 yıllık birikimin sonucu olduğunu ileri sürdü.

Açıklamasını ise şu sözlerle tamamladı:

“Çünkü bu mesele dört memurun omuzlarına sığmayacak kadar büyük, kırk yılın birikimiyle oluşmuş bir meseledir. Bugünün meselesi değil, kar topu gibi büyüyerek ve birikerek bugüne kadar gelmiş 40 yıllık bir meseledir.”

Öztürk, sözlerinin sonunda kamuoyunun takdirine bıraktığı değerlendirmeyi şu ifadeyle noktaladı:

“Herkes için en belirleyici mahkeme, insanın kendi vicdanıdır.”